Skip to content Skip to footer
Çocuk İyilik Merkezi’nin kuruluş hikayesi, kurucuları adına kaleme alan Prof. Dr. Yonca Bulut ve Prof. Dr. Metin Karaböcüoğlu’nun yazısı ile paylaşılmaktadır.

“Çocuk sağlığı ve hastalıklarıyla uğraşan hekimler, maalesef yaşadığımız büyük krizlerde erişkinlerin çocukları unuttuklarına pek çok defa şahit olmuşlardır. Bu çocuk hekimlerinin içinde hep bir yara ve tekrarlanmasından korktukları bir acı olarak bulunur.

6 Şubat depremi olup da depremin büyüklüğünü anlar anlamaz, aynı sıkıntıları tekrar yaşamamak için çocuk hekimleri olarak proaktif davranmaya çalıştık. Hemen sahadaki arkadaşlara ve derneklerimize hızlıca ulaşıp, sahada neler olup bitiyor, sahadaki doktorlara hem bilimsel hem fiziksel olarak nasıl yardımlarda bulunabiliriz bunları konuşmaya başladık.

Depremin 3. günü Amerika’da yaşayan çocuk yoğun bakım doktoru olan Prof. Dr. Yonca Bulut‘tan Türk Çocuk Yoğun Bakım ve Acil Tıp Derneğin’e (TÇYBATD) bir mesaj geldi.  Mesajda “Amerikan Çocuk Akademisi’nin (AAP) Türkiye’deki çocuklara yardım etmek için bir ortak aradığı” yazıyordu. Bu mesaja derneğin kurucu genel sekreteri ve fahri başkanı olan Prof. Dr. Metin Karaböcüoğlu cevap verdi ve sahada çok fazla çocuk hastanın uzuvlarını kaybetmek durumunda kaldıkları ve bu çocuklara yönelik bir proje geliştirilmesi konusunda mutabık kalındı.

Bu proje hemen Çocuk Acil Tıp ve Yoğun Bakım Derneği başkanı Prof. Dr. Dinçer Yıldızdaş’a ve Türk Pediatri Kurumu başkanı Prof. Dr. Haluk Çokuğraş’a iletildi ve onların da destekleri alındı. Bir yandan  Amerika’daki dostlarımıza ve meslektaşlarımıza haberi yayarken bir yandan da projenin Türkiye’deki organizasyonu için çalışmalar yürütüldü. Bu sırada Wisconsin’de çocuk yoğun bakım profesörü olarak  çalışan Dr. Pelin Cengiz kendi Üniversitesinde depremzedelere yardım için bir bağış kampanyası başlatmak istediğini söyleyerek bu projeye katıldı. Bir gün sonra Pelin’in davetiyle Oregon’dan bir başka beyin cerrahı dostumuz Prof. Dr. Aclan Doğan projeye katıldı. Aclan bizi BTF (Bridge to Turkey Fund) ulaştırabileceğini söyledi. Bu sırada Yonca ABD deki diğer yardım kuruluslarına, Metin de Amerika’daki Türk derneklerinin önümüzdeki dönem başkanlığını yapacak olan Dr. Nilüfer Esen Bilgin’e ulaştırdı. Herkes böyle büyük projelerin ancak Bridge to Turkey Fund (BTF) ve TPF (Turkish Philantropy Funds) gibi büyük fonların destekleri ile yapılabileceğini bildiriyordu bize. Her zamanki gibi Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil hocamız bizi bu çabalarımızda yalnız bırakmadı ve işini gücünü bırakıp kolları sıvayıp bizimle bu proje için koşmaya başladı.

Bu sırada Projenin Türkiye ayağında projenin nerede yapılması, proje merkezinin nerede olması gerektiği düşünülürken; afet bölgesine en yakın, bütün tıbbi ve bilimsel gereksinimleri bünyesinde barındıran ve depremden zarar görmemiş köklü bir yapı olarak aklımıza ilk anda Çukurova Üniversitesi geldi. Çukurova Üniversitesi’nin Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hayri Levent Yılmaz’a ulaştık ve konuyu hemen rektörüne iletti. Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Meryem Tuncel bu projenin başarıya ulaşmasındaki en kilit isimlerden biridir, gerek vizyonu gerekse projeye sahip çıkıp bize bizden daha çok destek vermesiyle projenin en önemli dönüm noktalarından biridir. Sayın rektör bize hemen “böyle bir projeyi Çukurova  Üniversitesinin farklı polikliniklerinde yürütmek yerine, biz size kampüs içinde bir alan ayıralım siz oraya kendi binanızı yapın, böylece kalıcı bir eser olsun üstelik afet durumlarında çocuk sağlığının önemini bir kez daha vurgulamış olun” dedi. Böylece hiç umulmadık bir anda proje düşünce safhasından uygulama safhasına geçmeye başladı.

Türkiye Bankalar Birliği yıllardır başta “Çok Yaşa Bebek Kampanyası” olmak üzere pek çok farklı projede çocuk sağlığına çok büyük önem veren ve destekler sağlayan bir kurumdur. Hemen Türkiye Bankalar Birliği Genel Sekreteri Ekrem Keskin bey’e ve üst düzey bankacı dostlarımıza ulaştık ve bankalar birliğinden bir hafta içinde inşaatın yapılabilmesi için maddi destek sağlandı.

Böylece aktif bir projemiz, fikrimiz var, bu projeye destek veren bilimsel kurumlar var, arkamızda Çukurova Üniversitesi Rektörlüğü var, üniversite kampüsünde bir arsamız var, bu arsaya binamızı yapacak paramız var ve projeye fon bulmak için çırpınan dostlarımız oldu. Bütün bunlar yaklaşık 2 hafta içinde gerçekleşti.  Bütün çözüm ortaklarımızla her gelişmeyi kurduğumuz bir whatsapp grubunda paylaşıyor ve tüm fikirleri burada geliştiriyorduk.

Bir yandan da artık ilk protokoller yazılmaya başlandı, amacımız ne olacak, misyonumuz nedir, vizyonumuz nedir, bu hizmet nasıl yürütülebilir gibi konulara odaklanıldı. Bunları olustururken bir yandan da protez nedir, nasıl yapılır, süreç nasıl işler,  protezlerin fiyatı nedir ne kadar protez gerekir, sahada kaç tane hastanın kaç uzvu zarar görmüştür gibi soruların cevaplarını öğrenmeye ve bunları hesaplamaya, bunlarla ilgili bilgileri toplamaya, tahmini bütçeler çıkartmaya başladık. Bunları yazarken fark ettik ki böyle bir projenin en önemli zorluğu sürdürülebilir olması ve bizim henüz bırakın uzun vadeli fonları, acil durum için bile hiçbir kaynağımız yoktu.

İşte bu aşamada yani ilk hayalleri kurmaya başladıktan 2-3 hafta sonra, çok önemli 2 dönüm noktası daha gerçekleşti. Dostlarımız önce TPF den Şenay Ataselim Yılmaz hanım’a ulaştılar. Şenay hanım ilk Zoom toplantısında, bizim bir yazılı resmi başvuru yapmamızı, çok gecikmeden başvurumuzu cevaplayacaklarını bildirdiler. Biz başvurumuzu yaptıktan bir hafta sonra da, Şenay hanım, hem Twitter hesabından, hem de yazılı olarak rektör Meryem Tuncel hoca’ya 500.000 dolarlık bir bağış yapacaklarını ve proje bir parça daha ortaya çıktıktan sonra belki daha büyük bağışçılar da bulabileceklerini ifade etti

TPF toplantısından 1-2 gün sonra daha TPF’in başvuru formunu doldururken, BTF ile bir Zoom toplantısı gerçekleşti, projenin önemli dönüm noktalarından diğeri de bu toplantıydı. Zira biz kendimizi nasıl ifade ederiz projeyi nasıl anlatırız diye heyecanlanırken; Sevgili Emin Pamucak her zamanki gülümseyen yüzüyle ve sakin ses tonu ile,  “hiç bizi ikna etmek için uğraşmayın, biz sizin projenizle ilgili dostlarımızdan gerekli bilgileri aldık, bu proje bizim amaçlarımıza yüzde yüz örtüşen bir projedir, biz bu projede çocuk sağlığı, çocuk eğitimi ve eğitime destek temaları olduğu için biz bu projenin başından sonuna kadar varız ve sizinle beraber projenin mutfağında çalışmaya hazırız” dedi. Bize doğrudan tahmini bütçeyi sordu, biz de 2 yıl için tahmin ettiğimiz rakamı söyledik, “tamam” dedi “biz bunun için sizin istediğiniz parayı 2 yılda size sağlarız, şimdi bu parayı nasıl toplayacağız ve projenizi nasıl çalıştıracaksınız onları konuşalım” dedi ve  o ilk toplantıda Project CATE (ChildrenAmputeeOfTurkiyeEarthquake)  ismi ortaya çıktı.

İki gün içinde ilk görselimizi Adana depremden sallanırken; yeni doğmuş bebeği ile birlikte korku içinde beklerken Doç. Dr. Ozgür Aktaş hazırladı. Projeyi temsil eden el ele tutuşan iki çocuk görseli ve BTF ekibimizin de yardımı ile Project CATE’i hayata geçirdik ve koşmaya başladık.

Sanıyorum, depremin ikinci ya da üçüncü haftasıydı biz çalışmaya başlayalı daha bir ay olmamıştı, her taraftan yardım yağıyor ve projenin sürdürülebilir olması için çaldığımız her kapı bize olumlu dönüyordu. BTF Tam da söyledikleri gibi bizimle beraber işin mutfağına girmiş, elini taşın altına sokmuş Project CATE’in fon bulabilmesi için web sayfaları yapmış, kampanyalar başlatmış, kendisini bizden çok işin içine sokmuştu. Bu aşamada “BTF ya da TPF topladıkları fonları Türkiye’de hangi kurumlar ile iş birliği yaparak aktaracak” konusu gündeme geldi ve her problemi çözen Rektör Meryem hanım “bizim bir vakfımız var dedi ve Çukurova Üniversite Sanayi İşbirliği Vakfını (ÇÜSİVAK)” öne sürdü. Hemen BTF ve ÇÜSİVAK Mütevelli heyeti bir toplantı yaptılar he 2 taraf ortak çalışma konusunda mutabık kaldılar. Böylece projenin Bütün eksiklikleri tamamlanmıştı yani; arsamız, binamız, üniversitemiz, vakfımız, bilimsel derneklerimiz ve bize fon sağlayacak çok kıymetli fonlarımız hepsi vardı.

Biz artık projenin kurulduğuna çalışmaya başlayacağına emin olunca, böyle bir projenin nasıl yönetilebileceği bu konuda kimlerin tecrübesi olduğunu düşünürken Amerika’da yaşayan deprem bölgesinde doğmuş çok önemli kurumlarda yöneticilik yapmış Türk iş insanı Serhan Seçmen grubumuza dahil oldu ve bir anda bize asıl sorunun sürdürebilirlik olacağını, bu tip projeleri bekleyen temel sorunlar olduğunu hatırlattı.

Biz Serhan beyi kazanmanın sevincini yaşarken çok önemli bir gelişme daha oldu ve böylece projenin sürdürülebilirliği konusundaki kaygılar da ortadan kalktı. Hayırsever iş insanı Hüsnü Özyeğin, Özyeğin Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı sayın Ayla Göksel’den projeyi duymuş ve derhal Adana’ya gelip bizzat sayın rektöre “bizde bu projede varız, hatta bir adım daha ileri götürüp bu projeyi bir Mükemmeliyet merkezi haline getireceğiz. Böylece hem bu afette hem de bundan sonraki çocuk sağlığını etkileyen olumsuz gelişmelerde, evlatlarımıza hizmet edecek ve ülkemizde bu konuda lider olacak bir merkez kuracağız” diyordu.

Bize artık sadece bu oluşuma bir isim bulmak ve sahada hastalara ulaşıp hizmeti sunmak kalmıştı. İsim bulmakta zorlanmadık çünkü amacımız belliydi “çocuklara iyilik yapmak” istiyorduk, dolayısıyla ismimiz de “Çocuk İyilik Merkezi” olmalıydı, böylece ÇOİM kurulmuş oldu.

Biz bu arada bu amputasyon ve protezle ilgilenen tüm bilimsel derneklerin başkanlarıyla iletişime geçtik. Temel sorun sahada doğru hastayı nasıl bulacaktık, hastaları istismar etmeden gereksiz ümitlere kapılmalarına yol açmadan ya da gereksiz talepte bulunup sistemin kilitlenmesine müsaade etmeyecek şekilde bir yöntem bulmalı ya da oluşturmalıydık. Aklımıza bu hastaları takip eden doktorlar ve sağlık çalışanları kanalıyla, ulaşma fikri geldi bu amaçla da https://cocukprotez.org/ web sayfasını kurduk.

Projenin ilk bir hayal olarak düşünülmesinden, https://cocukprotez.org/ web sitesine kadar bir ay ancak olmuştu ve biz artık sahadan başvurabilecek hastaları karşılayacak duruma gelmiştik ancak henüz merkezde bu hastaları kim karşılayacak, kim yönlendirecek, bu hastalara kim cevap üretecek, bu ödemeleri kim yapacak muhasebeyi kim tutacak bunlar hiç aklımıza gelmemişti. Her zamanki gibi çok kısa sürede yine sevgili Meryem hocamızın yardımlarıyla Çocuk İyilik Merkezi  yönetim kurulunu oluşturduk, daha sonra da yürütme kurulunu kurmaya başladık. Yürütmenin başına sevgili Bekir Aslaner beyin gelmesiyle çok daha hızlı yol alacak bir aşamaya geldik.

Bu arada çok önemli bir ayrıntıyı belirtmek gerekir. Herhangi bir uzvunu kaybeden bir hastaya protez yapılabilmesi için ameliyattan sonra minimum 6 -12 hafta geçmesi gerekir. Hatta bazı durumlarda bu süre 6 aya kadar uzayabilir. Dolayısıyla depremde uzuvlarını kaybeden hastaların protez ihtiyaçları henüz daha yeni yeni başlıyordu ve biz artık hazırdık.

Dolayısıyla biz sahada protez ihtiyaçları başlamadan, bu projeyi hayata geçirerek, protez ihtiyacı olduğunda hazır vaziyette evlatlarımıza sağlık, protez, eğitim, psikolojik destek ve meslek edindirme, sosyal hayata kazandırma konularında yardımcı olabilmek için bekliyoruz. Gelecekte ki olası afetlerde çocuklarımızın mağdur olmaması içinde yurt içi ve yurt dışındaki gönüllü hayırsever kurumlar ve bilimsel kurumlarla işbirlikleri geliştiriyoruz…